mackahaber @ gmail.com

Özellikle bizim gibi demokrasinin kökleşemediği, kurumsallaşamadığı, katılımcılığın gelişme olanağı bulamadığı; hukuk, adalet ve siyasetin bazı kurum, kişi ya da oligarşik yapılanmaların vesayetinde bulunduğu sistemlerde, ‘’seçimle gelenin seçimle gitmesi’’ ilkesi sık sık kesintiye uğrar. Darbeler, bu durumun somutlaştığı açık ve kesin müdahalelerdir.

Ama Türkiye’nin siyasal tarihinde ilk kez, seçilmiş bir siyasal iktidarın ya da yönetimin,  seçilmiş yerel yönetimleri ‘’ikna’ ve ‘’istişare’’ adı altında, ancak çeşitli baskı araçları kullanılarak istifaya zorladığını ya da görevden aldığını görüyoruz.

Erdoğan yönetiminin diğer cumhuriyet iktidarlarından en ayır edici özelliği bu olsa gerek. ‘’Millet iradesi’’ kavramını bu kadar sıklıkla kullanıp, o iradeyi bu kadar tartışmalı hale getiren, içini boşaltan, hatt a anlamsızlaştıran başka bir iktidar var mı?

Millet iradesiyle iktidara geldiğini söyleyip, kendi iradesi dışında hiçbir şeye saygı duymayan, kabul etmeyen, demokrasiyi fitne ve fesat gören tek adamcı zihniyetin tipik bir yansıması bu.

***

Tartışmalı bir anayasa değişikliği ile bu hukuk ve demokrasi karşıtı durumu yasal hale taşıyan bugünkü yönetim anlayışı, birçok kişinin şaşkınlıkla karşıladığı uygulamaları arka arkaya getiriyor. Oysa bunun böyle olacağı çok açıktı.

***

Erdoğan, cumhurbaşkanlığına geçerken yaptığı veda konuşmasında, partisinde karar alma sürecinin ‘’istişare’’ olacağını açıklamış, bundan böyle her ilçe ve il yönetiminin, seçimlerde belirlenecek her adayın, parti üst kurulunda ve kendisi tarafından belirleneceğini ilan etmişti.

‘’İstişare’’, ‘’Düşünce alma’’, ‘’Danışma’’yı bir temel demokrasi kurumu gibi göstermişti Erdoğan. Oysa ‘’bizim özümüzde bunlar var’’ diyerek yücelttiği bu mekanizma, demokrasi dışı yönetimlerin ya da tek karar  vericinin olduğu bir ortamda, danışma niteliği taşıyan bir kurumdu istişare. Oysa çağdaş demokratik sistemlerde, isti,are ya da danışmayı da içeren açık tartışma ve demokratik mücadele ile gerçekleşen bir süreçten söz ediyoruz.

***

İşte o konuşmadan sonra AKP’de il ya da ilçe yönetimleri önce parti genel merkezinin oluşturduğu bir kurul tarafından belirleniyor, sonra Erdoğan’ın (yani Reis’in, Lider’in) onayına sunuluyor. Belirlenip onay alan tek liste, sözde seçime girip kongre kazanıyor! Bu sisteme aykırı biçimde aday olup yanlışlıkla kazananlarsa  hemen görevden alınıyor ya da istifaya zorlanıyor. Bunun adına da demokrasi deniliyor; istişari demokrasi!

*** 

Milletvekili belirleme süreci de farklı değil. Milletvekili adayları yine genel merkezde oluşturulan bir kurul tarafından belirleniyor. Sonra Reis’in onayına sunuluyor. Bu arada bazı yerlerde eğilim yoklaması yapılıyor. Ama eğilim yoklamasında birinci olup sıralamaya girememek mümkün. Yani birkaç istisna dışında hiçbir değeri yok. Zaten oylama sonuçlarını kimse görmüyor.

***

İstifaya zorlamanın çarpıcı biçimde kullanıldığı ilk yer Başbakanlık kurumu. Partisinin başında Kasım seçimine giden ve başbakan olarak çıkan Ahmet Davutoğlu, her türlü anayasal ve yasal kurallar ihlal edilerek, çiğnenerek, yani anayasa suçu işlenerekistifaya zorlandı. Yerine Binali Yıldırım Başbakan olarak atandı.

***

Erdoğan 2019 seçimlerinde kaybetme olasılığına karşı  parti, hükümet ve belediyelerde bir operasyona girişti. Önce bazı il başkanları istifa ettirildi. Ki bu, anlaşılabilir bir şey. Sonuçta o parti kurulları da doğrudan Erdoğan tarafından ya da onayıyla atandı.

Ancak asıl vehamet,  belediye başkanları olayında çıktı.  Belediye başkanları ne kadar Erdoğan’ın istek ve onayıyla aday gösterilse de, halkoyuna gitti. Yani millet sandığa  giderek (ne kadar tartışmalı olsa da) iradesini ortaya koydu ve bu kişileri seçti.

Şimdi, millet iradesiyle seçildiğini  söyleyen Reis, yine millet iradesiyle seçilen belediye başkanlarını istifaya zorluyor. Belki de görevden alacak.

Nitekim İstanbul gibi dünya kentinin belediye başkanı istifa ettirildi.

***

Başkanların görevden alınmasının gerekçe ve yolları yasalarda yazılı. Suç işleme, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, teröre destek…  Yolu, hukuki soruşturma, İçişleri Bakanlığı kararı.

Ama ne gerekçe, ne de yol bu değil. Reis çıkıyor, ‘’Metal yorgunluğu var. Seçime 2 yıl var ama şu şu başkanlar ayrılsın’’ diyor.

Hani seçimle gelen seçimle giderdi?

***

Erdoğan eleştirilere karşı şöyle dedi:  ''Sandıkla gelen elbette sandıkla gider ama, o sandığa kadar olan süreci de kimse göz ardı edemez, kusura bakmasınlar’’

Aslında haklı Erdoğan diyor ki, ‘’kardeşim oraya sizi, ben getirdim, ben alıyorum. Gelirken sesiniz çıkmadı da, şimdi neye karşı çıkıyorsunuz’’

Elbet de Reis haklı! Haklı ama, bunun adı demokrasi değil.

İşte tek adam yönetiminin, demokrasi ve hukuk dışı siyasetin acı sonucu.

İşte Reis demokrasisi!

Reis ve kuklaları!