mackahaber @ gmail.com

“Gürün Cumhuriyet İlkokulu ve Gürün Ortaokulu’nda öğrenim gördü. İstanbul Haydarpaşa
Lisesi’ni bitirdi.
İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi (Denizcilik Yüksek Okulu) Makine
Bölümü’nden 1982 yılında; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1987 yılında mezun oldu.
İsveç Dünya Denizcilik Üniversitesi’nde “Gemi İşletmeleri Teknik Yönetimi” alanında ve
Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı’nda iki ayrı Yüksek Lisans
yaptı.
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk alanında doktorasını tamamladı.”
Yukarıda, öğrenim durumu özetlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin son Milli Eğitim
Bakanı İsmet Yılmaz.
İsmet Yılmaz, Cumhuriyetimizin okullarında okuyup/ bir de İsveç’te yüksek lisans
yapma olanağı bulup bakanlık mertebesine kadar ulaştı. Okuduğu okullara, yaptığı yüksek
lisanslara bakarsanız, donanımlı bir kişi. Çoğu, böyle bir insanın Milli Eğitim Bakanı
olmasını, ülke için bir şans olarak görebilir; ama ne yazık ki öyle değil. Yılmaz, kendinin
okuduğu okulları, yetişmesine olanak sağlayan müfredatları, içinden çıktığı halkın
çocuklarına çok gördü. İçinde, kadın haklarının ayaklar altına alındığı, Cumhuriyet
değerlerinin yerle bir edildiği, kardeşlik, dostluk ve barış ilkelerini yerle bir edilip “cihat”
anlayışının öne çıkarıldığı, bilimselliğin yerine hurafelerin satır aralarına yerleştirildiği bir
programı halkın çocuklarına dayattı. Bir de “Bu dünyanın en çağdaş programıdır.” deyip
kubbeyi bağladı. Bir kez daha anladık ki; fakülteler bitirmek, doktoralar yapmak insanı
eğitimci yapamıyor; daha önemlisi, bunların hiçbiri vatanın geleceği kaygısını, siyasal
kaygıların önüne geçiremiyor.
Bakan çocuklarına, parti ileri gelenlerin çocuklarına Avrupa ve Amerika’daki seçkin
okullar, ülkedeki seçkin kolejler; halkın çocuklarına İmam Hatipler; üstelik içi çağ dışı
bilgiler doldurulan ve o bilgilere göre hazırlanmış ders kitaplarını okumaya zorlayarak.
Pedagoglar, eğitim bilimcileri, psikologlar, sosyologlar çaresiz. Şaşırmışlar ve çoğu,
suya geri geri dalıyor.
Birleştikleri ortak nokta ve bu nokta bağlamındaki önerileri: “Bu müfredattan ve onun
doğrultusunda yapılacak eğitim öğretimden fayda yok; çocuklarımızı evde kendimiz
yetiştirmeliyiz” şeklinde.
Örnekleyeyim:
Okulda, öğretmen, müfredat ve kitapta da yazıldığı üzere;
“Bekârlık sultanlık değil, sancılı bekleyiştir. Buluğa erer ermez evlenmek gerekir.
Kadın kocasına kesin kez itaat etmelidir. İtaat etmeyen Cehennemde yanar. Ateistlerle ve
diğer din mensuplarıyla evlenilmez.”
Çocuğunuz bu bilgileri size aktardı, siz olmazladınız ve karşı bilgiler vermeye
başladınız:
“Bu çağda, bir meslek, bir iş sahibi olmadan evlenilmez. Yuvanızın masraflarını
karşılamak, çocuklarınızın geleceğini güvence altına almak için bu gereklidir. İlkokul,
Ortaokul, Lise, Üniversite ve iş sahibi olmak için en az yirmi beş yaşında olmak gerekir. Aksi
takdirde sokaklarda sürünenler ve bağışlarla yaşayanlar kervanına katılmaktan başka
seçeneğin olmaz.
Kadının kocasına kesin itaati, ‘Cennet annelerin ayakları altındadır’ hadisine aykırıdır.
Bir yuvanın mutluluğu karşılıklı saygı- sevgi ve anlayış temelleri üzerine kurulmalıdır. Kesin
itaat köleliği getirir; kölelikse, insan onuruna taban tabana zıttır. Her anlayıştan, her dinden
insanla evlenilir. Önemli olan insan olmasıdır ve kafaların uyuşmasıdır. Bu anlayış doğru
olsaydı, Osmanlı padişahları hep gayr-ı Müslimlerle evlenir miydi?”
Çocuğun kafası karışacak; anne- baba ve öğretmeni arasında bocalayacak.
Öğretmen olanlar bile, çocuklarından: “Sen öğretmenimden iyi mi bileceksin?”
eleştirisini duymuştur. Yüksek olasılıkla, bu eleştirel soruyu yöneltecektir çocukların büyük
bir bölümü ve anne babaya olan güven sarsılacaktır. Bu güvensizliği ortadan kaldırmak için
anne-baba kaynaklar bulmak, haklılığını kanıtlamak zorunda kalacaktır. Böylece, hem
çocuklar, hem de ebeveyn yorulacaktır.
Çocuk, ebeveynine inandı, diyelim; o zaman da öğretmeniyle arası açılacaktır. Bunu
önlemek için, “Yavrum, sen, sınavlarda, ders kitaplarında olanı ve öğretmeninin anlattıklarını
yanıt olarak aktar; ama doğrusunun ne olduğunu aklının bir köşesinde tut.” şeklinde bir yol
izlenecektir.
İki yüzlü ve riyakâr gençler yetiştirmenin dik alası.
Toplumun yeterince birbirine güven duymaması, yeterince ayrıştırılmış olması
yetmiyormuş gibi, bir de bu eklenecek.
Sayın pedagoglar, eğitim bilimcileri, psikologlar, sosyologlar; sevgili veliler;
Bu böyle olmaz. Çocuklarımızı, müfredat, okul, öğretmen ve sizler arasında dönüp
duran, kararsız, kişiliksiz, riyakâr, rüzgara göre yelken açan insanlar olarak yetiremezsiniz.
Çağ dışı bir müfredata da teslim edemezsiniz. Topu taca atıp çocuklarınızın getirmesini
beklemek, çocuklarınızın geleceği ile oynamaktır; korkaklıktır, çocuklarımızı
önemsememektir.
Bu müfredatı getirenler, çocukları için kasalarını, kendileri için kefenlerini doldurup
göçecekler; çocuklarımız ya mutluluk ya da sefalet içinde bu ülkede yaşayacaklardır.
Yapılacak olan tek şey, sorunu kaynağında çözmektir. Çözmek için de, örgütsel,
bilimsel ve ailesel birleşmek, karşı çıkmak; çağdaş bir müfredat gelinceye dek direnmektir.
Zekeriya Saka